Haftanın Kitapları: 08.05.2012

Açık Dergi
-
Aa
+
a
a
a

kolektif

Çiztanbul

Rodeo Yayıncılık, 2012, büyük boy, 111 s.

Türkiye’de çizgi roman alanında önemli işlere imza atan Rodeo Yayıncılık’tan yepyeni bir “proje” kitabı... Daha önce Rodeo Albümler Dizisi kapsamında çıkan diğer “albüm kitap”larda da çizgi roman takipçilerini ilklerle karşılayan yayınevi, geçtiğimiz günlerde yayımladığı Çiztanbul kitabıyla yine bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Çiztanbul’da farklı teknik ve yaklaşımlarla yazılıp çizilmiş sekiz hikâye yer alıyor; bu hikâyeleri kitapta bir araya getiren ortak unsur ise, İstanbul...

Rodeo Yayıncılık, çizgi roman dünyasında günümüzün ve belli ki yakın geleceğin önemli isimlerini İstanbul’a davet etmiş ve çoğu ilk kez İstanbul’la buluşan çizgi roman sanatçıları da izlenimlerini bu kitaba özel olarak yazıp çizmişler. Amerikalı Charles Vess, Belçikalı Dany Henrotin, Makedon Aleksandar Sotirovski, İspanyol Alberto Jiménez Alburquerque, Sırp Aleksandar Zograf ve Saray Bosnalı Enis Cišic ile Esmir Prlja-Amra Hejub çifti ilk kez bu kadar yakından inceleme, tanıma imkânı buldukları İstanbul hakkında özellikle akıllarında kalan unsurları yansıtmışlar eserlerine. Söz konusu kaideyi bozan ise İtalyan Roberto Diso olmuş. Uzun zaman önce de İstanbul’u ziyaret etmiş olan Diso, tam da yıllar sonra dönenlerin öyküsünü anlatmış “Yıllar Sonra”da.

Öykülerin ardından Çiztanbul’un son sayfaları da, fotoğraflar eşliğinde, sanatçıların İstanbul ziyaretlerinde neler yaptıklarına ayrılmış. Bu sayfalar öykülerin çıkış noktalarını da gösteriyor aynı zamanda.

Yayınevinin sorumlu yazı işleri müdürü Murat Mıhçıoğlu’nun, kitabın girişinde yer alan yazısındaki şu cümlelerinin altını bir kez daha çizelim: “Studio Rodeo ekibi boş durmuyor ve durmayacak. Çizgi edebiyat alanında özgün eserler verilen bir merkez olarak görmek istiyoruz İstanbul’u.” Türkiye’de yeterince ilgi gösterilmeyen çizgi roman alanında çalışmalarını ısrarla sürdüren Studio Rodeo, yalnızca bu özelliğiyle bile desteği hak ediyor. İstanbul’a ilişkin dilek ise, çok daha geniş katılımlı bir ilgiyi gerektiriyor.

(Son bir not olarak; dört farklı kapakla kitapçılardaki yerini alan Çiztanbul’la ilgili gelişmeleri, ciztanbul.com adresinden takip etmek mümkün.)

Caleb Melby (Forbes), Jess3

Steve Jobs ve Zen

çev. Levent Göktem

Optimist Yayınları, 2012, büyük boy, 80 s.

Steve Jobs ve Zen çizgi romanı, aslında, Zen Budisti Kobun Chino Otogawa ile Apple’ın kurucu ortağı Steve Jobs arasındaki dostluğu anlatıyor. 1970’lerin başında Japonya’dan Amerika’ya göç eden Kobun ile yolu kesişen Jobs, tam da 1985’te Apple’dan kovulmasının ardından yoğun Budist eğitimi görür. Kobun ile dostlukları bu aşamada gelişir. İki kişi arasındaki bu dostluğun daha geniş kitleleri ilgilendiren yönü ise, “Apple’ın daha sonraki yıllarda ürün tasarımı ve kurumsal strateji anlamında kaydettiği büyük sıçramaların gerisinde, Jobs’ın Kobun ile geçirdiği bu dönemin büyük katkısının bulun”duğu bilgisi... Çizgi romanda, yapısı gereği görsel olarak da anlatılan bu hikâye, elbette bir tanıklığa dayanmıyor; söyleşilerden ve çeşitli biyografik notlardan edinilmiş bilgi parçalarının bir kurgu çerçevesinde bir araya getirilmesiyle oluşmuş Steve Jobs ve Zen.

Kitabın son sayfalarında Jobs ile Kobun hakkında daha ayrıntılı notlara, yazarlarla yapılmış kısa bir söyleşiye ve kitabın yayına hazırlık aşamasında hangi yolların izlendiğine –örneğin çizim tarzına– dair bilgiler de edinmek mümkün.

Fırat Budacı

Kaç Yıl Oldu? 2012

Mürekkep Basın Yayın, 2012, cep boy, 149 s.

Fırat Budacı’yı, pekâlâ, mizah alanında bir anda ortaya çıkmış bir isim olarak nitelendirebiliriz. Yiğit Özgür, Umut Sarıkaya, Ersin Karabulut, Uğur Gürsoy gibi bir grup çizerin Penguen’den ayrılıp Uykusuz dergisinde bir araya geldikleri dönemde rastlamıştık... Dolayısıyla karikatür dergilerinin sıkı takipçilerinin bile, Fırat Budacı hakkında bir “gelişim çizgisi”nden bahsetmelerine olanak yok; belki dişleriyle önemli problemler yaşayıp yolu bir diş hekimi olarak kendisiyle kesişenlerin söyleyecek birkaç sözü vardır!

Gözlem yeteneği ya da belki de sadece “hikâye uydurma” becerisiyle kaleme aldığı “Kendimi Durduracak Değilim” başlıklı köşesi kadar ilgi gören bir diğer köşesi de, hiç kuşkusuz “Kaç Yıl Oldu?” Aslında Fırat Budacı’nın yaptığı gibi yapıp, yorumsuz birkaç “hatırlatma” alıntısı aktarmak yeterli olacaktır, “genellikle yakın tarihte vuku bulmuş olayları mizahi bir dille derleyen yıllık seri”den: “Nihat Doğan, Allah, bayrak, millet ve annesine olan aşkında sıkıntı yoksa ancak o zaman âşık olabileceğini açıklayarak olası sevgilisine 5. sıradan yer açalı 2 yıl...”; “Reha Muhtar’ın ‘Bir de senaryom var yazacağım. Onunla da Oscar alacağım. Yöneteceğim de Allah izin verirse,’ sözleriyle açıkladığı planlarına Allah izin vermeyeli 5 yıl...” olmuş...

Dashiell Hammett

Ailenin Laneti

çev. Pınar Kür

Everest Yayınları, 2012, cep boy, 292 s.

Everest Yayınları’nın, polisiye içerisinde hard-boiled olarak adlandırılan tarzın iki öncü temsilcisi Raymond Chandler ile Dashiell Hammett’ın bütün eserlerini yeniden yayımlamaya başladığını, şimdiye kadar çıkan hemen hemen bütün kitaplar vesilesiyle tekrarladık. Her iki yazarın da tüm romanlarının yeniden (ve daha önce çevrilmemişlerin) yayımlanıyor olması polisiye takipçileri için oldukça önemli bir gelişme; çünkü bundan birkaç yıl önce ancak sahaflarda bulunabiliyorlardı. Everest Yayınları bu kitapları bir anlamda tazeliyor… Ancak bu girişimde “aksayan” taraf ise, romanların sırasıyla yayımlanmıyor oluşları. Ailenin Laneti, Hammett’ın Everest’ten çıkan üçüncü romanı, ama aslında –kronolojik sıraya göre– ikinci romanı. Külliyatlar kronolojik sıra gözetilerek yayımlanabilirdi sonuçta.

Ailenin Laneti romanında da Hammett’ın ünlü karakteri Sam Spade yer almaz, Continental Detektif Ajansından isimsiz bir detektiftir kahramanımız. Kuşkusuz bu isimsiz detektifimiz Sam Spade karakterinin öncülü olarak kabul edilir. Şöyle bir notun olduğunu da hatırlatalım; özellikle polisiye kitaplara yönelik eleştiri/inceleme yazıları kaleme alanlar bu romana biraz mesafeli dururlar açıkçası. Hammett’a ününü kazandıran üslubun ve yapısal özelliklerin bu romanda çok ön planda olmadığı söylenir, sanki bir deneme yapmıştır. Ama elbette Hammett külliyatını göz önünde bulundurunca, göz ardı edilmemesi gereken bir roman Ailenin Laneti.

Gyles Brandreth

Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri

çev. Ahu Sıla Bayer

Sel Yayıncılık, 2012, 279 s.

Adından da anlaşılacağı gibi merkezinde bir karakter olarak Oscar Wilde’ın yer aldığı bir roman Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri. XIX. yüzyıl sonlarında (1889) Londra’da geçen hikâyede gerçek hayatta da arkadaş olan iki ünlü yazar; Oscar Wilde ve Arthur Conan Doyle karşılıyor bizi. Hikâyede Oscar Wilde, vahşice katledilmiş bir ceset buluyor ve kimsenin umursamadığı bu olayı çözmek için kolları sıvıyor… Kısaca böyle bir özet yapılabilir ama bu kitap aynı zamanda uzun soluklu bir serinin de ilk kitabı; “Oscar Wilde serisi” olarak nitelendirebiliriz. Yurtdışında da şimdiye kadar beş kitap yayımlanmış olmasına rağmen dokuz kitaba ulaşması beklenen bir seri söz konusu. Öyle ya da böyle yazarın bu seriyi tamamlayacağını düşünebiliriz! Ama bizler için daha da önemlisi, umarız Türkçede bu serinin diğer kitaplarının yayımlanması için uzun süreler beklemeyiz…

Paula McLain

Paris’teki Eş

çev. Leyla İsmier Özcengiz

Remzi Kitabevi, 2012, 383 s.

Paula McLain’in Paris’teki Eş adlı romanı da, merkezinde karakter olarak ünlü bir yazarın yer almasıyla Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri’yle benzeşiyor. Söz konusu yazar ise, Ernest Hemingway. Dolayısıyla Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri’nden farklı olarak Viktoryen Londra’dan, dünyanın Caz Çağı’nı yaşadığı, o sıralar sanat ve edebiyatın kalbi olarak görülen Paris sokaklarına adım atıyoruz. Hikâyeye Gertrude Stein, Scott Fitzgerald ve Ezra Pound gibi tanıdık isimler de ekleniyor bir süre sonra. Romanın odak noktası ise, Ernest Hemingway ile ilk karısı Hadley arasındaki ilişki… “Bu bir dedektif romanı değil; pek öyle niteleyemeyiz. Ortaya çıkıp her şeyi mahvedecek olan kıza dikkat edin demek istemiyorum ama o, muhteşem sincap kürkü ve şık ayakkabılarıyla çoktan yola düzülmüş bile. Biçimli başına iyice yapıştırılmış, alagarson kesimli ipeksi kumral saçlarıyla mutfağımda güzel bir su samuru gibi duracak. O her dem hazır gülüşü… O akıcı, aklı başında konuşmaları… Buna karşılık yatak odasında, saçı sakalına karışmış, bakımsız bir Ernest, despot bir kral gibi yatağa uzanmış, kıza metelik vermeden kitabını okuyor olacak. En azından önceleri… Çaydanlık ocakta fokurdarken, ben ikimizin yüzyıl önce St. Louis’de tanıdığı bir kızın hikâyesini anlatacağım. Biz çabucak kırk yıllık dost gibi oluverirken, avlunun karşısındaki bıçkıhanede köpeğin biri havlamaya baylayacak, sürekli havlayacak ve ne yaparsanız yapın susmak bilmeyecek.”

Jack Kerouac

Beat Kuşağı

çev. Garo Kargıcı

Siren Yayınları, 2012, 120 s.

“Beat Kuşağı ilk kez sahnede” haberleriyle karşılandı bu kitap; çünkü Beat kuşağının en önemli temsilcisi kabul edilen Jack Kerouac’ın ünlü eseri Yolda’dan sonra kaleme aldığı bu oyun, 55 yıl sonra ilk kez yazarın “memleketi” Massachussets’te sahnelenecek. 10-14 Ekim tarihlerinde... Haberi Sabit Fikir’den aktarırsak: “Marlon Brando dahil eserlerini birçok yapımcı ve oyuncuya gönderen ama geri çevirilen Jack Kerouac, menajeri Srerling Lord'dan oyunu rafa kaldırmasını istemiş. Yazarın biyografisini yazan Gerald Nicosia'dan edinilen bilgiye göre; Yolda romanı yayınladıktan sonra Florida'daki evine dönen yazar, oyunu bir gecede yazmış. Off-Braodway yapımcısı Leo Gavin, oyun için görevlendirilmiş ama 2005 yılında New Jersey'deki bir evin deposunda bulunan oyun bugüne dek ne sahnelenmiş ne de yayınlanmış. Garo Kargıcı'nın çevirisi ile Siren Yayınları tarafından yayınlanan Beat Kuşağı adlı oyun, Kerouac'ın ve arkadaşlarının hayatından bir günü anlatıyor. Daha önce hiç sahnelenmeyen oyunun üçüncü perdesinden uyarlanan Pull My Daisy (Papatyamı Çek) adlı 30 dakikalık kısa filmin senaryosunu yazan Kerouac, filmde hikâye anlatıcısı olmasının yanı sıra bütün karakterleri de seslendiriyor. Kerouac'ın ‘Pull My Daisy’ (Papatyamı Çek) adlı şiiri ile aynı ismi taşıyan film, Robert Frank ve Alfred Leslie tarafından yönetilmiş. Başrol oyuncuları arasında Beat Kuşağı'ndan Allen Ginsberg, Gregory Corso ve Peter Orlovsky yer alıyor. David Amram'ın müziklerini yaptığı film, Beat'lerin gerçek hayatlarından bir kesiti sunuyor.”

Stephen Eric Bronner

Camus: Bir Ahlakçının Portresi

çev. Tuğba Sağlam

İletişim Yayınları, 2012, 189 s.

2010, Camus’nün 50. ölüm yıldönümüydü, 2013 ise 100. doğum yılı olacak. Dolayısıyla önümüzdeki yıl Camus’yle ilgili özellikle Fransa başta olmak üzere, daha yoğun bir gündemin bizi beklediğini söyleyebiliriz; umarız Türkiye’de de benzer bir ilgi gösterilir. Kitaba dönersek; Stephen Eric Bronner’in kitabı bir biyografi çalışması. Bronner, Camus’yü doğrudan kabullenmek yerine onu eleştirel bir şekilde ele almanın izlenecek en doğru yol olduğunu söylemiş ve biyografisinde de bu yolu izlemeye çalışmış. Kitap, “ilk kez 1999 yılında yayımlandı. O zamana dek Camus’nün kitaplarının milyonlarca kopyası satılmıştı ve satılmaya da devam ediyordu. (…) Birçok lise ve üniversitede Camus’nün yazıları zorunlu okuma listelerine alınmıştı. Aşırı sol kanattakiler, onun ‘Akdenizli Ölçülülüğü’nü eleştirirken, anti-faşizmini onaylıyordu. Postmodernistler onun kozmopolit ‘kimlik’ eleştirisinden ya da hümanizminden pek haz almasa da, özerklik endişesini onaylıyordu. Aşırı sağcılar Camus’nün politikasından kuşku duyuyor ancak onun anti-komünizmini ve sağduyusunu övüyorlardı. Bazı muhalifler onun –bastırılmış– dinî eğilimleri olduğunu söylüyordu. Ancak liberal merkez kesimin Camus’yle hiçbir sorunu yoktu. Liberallerin birçoğu, onu Batı değerlerinin, kapitalist demokrasinin ve hatta bazen de “tarihin sonu”nun sadık bir temsilcisi olarak görüyordu. Camus’nün bu şekilde ehlileştirilmesi bana tuhaf bir şekilde rahatsız edici geldi. Bu nedenle tüm eleştirilerin yanı sıra, onun kozmopolit-liberal-sosyalist savunularına da açıklık getirecek bir portresini sunmayı seçtim.”

Harald Fritzsch

Yanılıyorsunuz Einstein!

çev. Ogün Duman

Metis Yayınları, 2012, 215 s.

Metis’in “Metis Bilim” dizisinin 18. kitabı olarak yayımlanan Yanılıyorsunuz Einstein!, son zamanlarda yeniden popülerleşen kuantum fiziği hakkında… Tam da “popüler bilim kitabı” kavramına uyan bir yapısı var. Çünkü popüler bilim kitaplarının, ele aldıkları bilimsel konuları olabildiğince basit ve anlaşılır bir dille ve klasik bilim kitaplarından farklı, tam adını koymamız gerekirse “sıkıcı” olmayan bir yapıda hazırlanmaları gerekir; ki maalesef kitapçılarda birçok popüler bilim kitabı adı altında gördüğümüz kitapların bu özellikleri tam olarak yansıtmadığını söyleyebiliriz. Yanılıyorsunuz Einstein! ise, nispeten anlaşılması kolay olmayan, karmaşık bir konu olarak nitelendirilen kuantum fiziğini ilginç bir yöntemle ele alıyor. Yazar, hayali bir fizik profesörü olan Adrian Haller ile tanıştırıyor bizi ve bu kurmaca profesörün bir tren yolculuğu sırasında uyuyakalmasıyla daldığı rüya âlemine bizler de davet ediliyoruz. Bu rüya âleminde tarihin kuantum fiziği hakkında söz söyleyebilecek en ünlü isimleri olan Newton, Einstein, Heisenberg ve Feynman bir araya gelip kuantum fiziği hakkında bir sohbete başlıyorlar. Elbette böylesi bir buluşmanın gerçekten olması imkânsızdı, ama kendisi de 1980’den bu yana Münih Üniversitesi’nde kuramsal fizik profesörü olan yazar Fritzsch, bu dört ismin görüşlerinden yola çıkarak –bir kurguyla– kuantum fiziğini tartışmaya açıyor. Böylelikle, başta da dediğimiz gibi, kelimenin tam anlamıyla popüler bir bilim kitabı ortaya çıkmış oluyor.